Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Nurunu Aşka Nar Etmiş Şiirde Bir Dimdik

Veya Bir Asır Ötemizden Kopartılmış Acı Bir Çağ Ağıdı Olarak Seyrani

      

Bir halkın gönlüne “meyman” olmuş, geçmişin bütün büyük eski ozanlarına

bize kadar sürenler ile sürüp gelen bir büyük yola saygı ile

 

Seyrani

Bir halkın bir hazin kaderidir böyle büyük dertli olmak, böyle büyük gamlı olmak. Bir halkın kaderi bu topraklarda daha doğarken yazılıdır alınlarına ve bu yazı ile anneler, babalar, evladlar doğarlar, bu yazı bu kader ve kederleri ile dururlar, üzerine doğdukları kendileri gibi dertli ve gamlı bu topraklar üzerinde. Bu yazıya büyük bir tevekkül ile boyun eğmek, bu yazıya başkaldırmamak korkularından, korkaklıktan değil, her şeye karşı gösterdikleri bir büyük sabırdan ve sonsuz bir tevekküldendir. Kaderlerine, hayatlarına en büyük başkaldırılarıdır bu büyük sabır ve tevekkül. İnançları, ellerini büyük bir samimiyet ve itikat ile üzerlerine bastıkları kitap, yaşadıkları doğa, milyon yıldızlar ile üzerlerinde dolu dönen büyük gökyüzü ve üzerinde çeşit çeşit insan, bitki, hayvan canlı cansız varlıklar ile huy ve koku ile bir olup muazzam bir şekil alan yeryüzü bunu söyler, bunu, bu sabrı fısıldar onlara. Okumaya Devam »

Reklamlar


Ve her çocuğun temiz kalp defterlerinde Ali lirik bir şiirdir

Sezai Karakoç

Nadir şiirler takar bizi peşine. Çok ama nadir şiirler. Peşine düşüp gittiğim böyle bir büyük şiir vardır. Masalsı havası ve kelimeleri ile çarpıldım daha ilk anda, ilk okuyuşta. Daha ilk anda borçlandım o şiire ruhumu. Tozdan topraktan ruhumu çıkardığı için, tozu toprağı aralayıp hakikat defterini önüme koyup açtığı için. Ruhu yücelten havası, destansı ses ve atmosferi, büyük ve samimi söylemi ile büyülenip peşine düşüp gittiğim bu bir büyük şiir “Çocukluğumuz” şiiridir. En çok da içimdeki Ali sevgisine denk düşmesinden, en çok da Ali sevgisini ruhumda tazeleyip yücelttiği için. Eskileri hatıra getirip eskileri hatırlattığı için. Okumaya Devam »

Sevgili Enver güle güle

Güle güle güzel arkadaşım

 

Şair-yayımcı Enver Ercan

Söze nerden gireyim bilemedim

Şimdi, şu an öğrendim daha demin

Sevgili Enver Ercan, hayatını kaybetmiş…

Bir arkadaşın, bir dostun ölüm haberinin büyük bir üzüntüsü içindeyim

Okumaya Devam »

YA DA GİZLİ GİDEN BİR YOLUN DELİLİ TESLİM ABDAL

 

1970’lerde iş ekmek için sakallarını tıraş etmek mecburiyetinde bırakılan

Ve hane içinde eşlerinden ve çocuklarından gözlerini kaçırarak mahcup gezen eski pîr ve rayberlere

 

“Ya ben öleyim mi söylemeyince”

Yunus Emre

 

“Bâkiy Hudâ rızâsı”

kalan ancak Allah rızâsıdır

Şeyh Gâlib

 

Ahmet Saltuk

Ahmet Saltuk Dede

Bir yolu bir geleneği yürüyüp bu coğrafyaya bu topraklara bu büyük medeniyete bir görgü ve terbiye kazandıran cümlesinden, omuzlarında gam ve derd yükü ile  geçtikleri dünyaya bir tavır, olgun ve ağırbaşlı bir duruş katanlardan, nefes verip nefes aldıkları bütün canlı ve cansız varlıklar arasında  bu doğadan, yeryüzünden, gökyüzünden renklerine karıştırdıkları ve o büyük yeni rengi sonradan gelen kuşaklara, biz evladlara, torunlara bir huy bir örf, adet, bir görgü ve terbiye olarak ruhumuza, yüzümüze, ağlamamıza, gülmemize, hüzün ve kederimize bir renk olarak  çalan gelmiş geçmiş yerin ve göğün bütün gerçekleri ve erenlerinden, pîrlerden, rayberlerden, dervişlerden Seyyid Nesîmi’den, Şah Hatayi’den, Pirsultan Abdal’dan, Kul Himmet’ten, Yunus’tan, Karacaoğlan Dede’den, Şeyh Galib’ten, Fuzûli’den, Mevlana’dan ve Mevlana’nın “hep külâhlar giyinmiş bir bölük halk”ından,  Anadolu’ya “Gel ha gönül havalanma/Engin ol gönül engin” diyerek insan olmanın baş öğüdünü veren bir iç disiplincisi bir gönül üstadı Teslim Abdal’dan, Dadaloğlu’ndan, bunlardan yola çıkarak bütün bir büyük geçmişi ve medeniyeti sesleri ile bize hatırlatan Ruhi Su’dan, Muharrem Ertaş’tan, aldığı Anadolu terbiyesi gereği babasının ayaklarının altına gömülmesini vasiyet eden oğul Neşet Ertaş’tan,  Aşık Veysel’den, Berçenekli Aşık Mahzuni’den, Feyzullah Çınar’dan, Ahmet Aslan’dan, Mikail Aslan’dan, Aynur’dan, bu büyük birikimi şiir sanatlarının terbiye ve görgüsüne katan Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Orhan Veli, Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar,  Hilmi Yavuz, Behçet Necatigil, Cahit Zarifoğlu, Arif Ay ve Haydar Ergülen’den Allah râzı olsun.

Okumaya Devam »

 

DÜNYANIN GAMINDAN KEDERİNDEN YÜRÜMÜŞ GELMİŞ BİR ŞAİR

YA DA YERYÜZÜNDE OLMANIN BÜYÜK ACISI BÜYÜK AĞRISI İLE AĞRIMAK

 

Şair Arif Ay

“ben şairim” 

Bir dize ile yürüyorum son günlerde. Bir dize ile duruyorum, bir dize ile bakıyorum, bir dize ile dalıyorum. Gökkubbe altında koparılmış bir acı çığlıkla, bir vicdan çığlığı ile sarsılıyorum. İçimdeki eski bir çığlık ile altında durduğumuz bu gökkubbe altında bu çığlığın içinde kalıyorum. Gözyaşlarına boğulmuş, çaresizliğe gömülmüş, elinden hiçbirşey gelmeyen bir dünyayı seyrediyorum, seyrediyoruz hep birlikte… Şiirin, sözün sonundayım. Tüylerim diken diken, kalbim parça parça… her bir kelimesi ile. Odadan çıkıyorum.

Okumaya Devam »

Ali Asker Barut
Fotoğraf:Veysel Barut

Şair-yazar Ali Asker Barut, yeni iki kitabı ile yeniden edebiyat okurlarının karşısında. Barut’un deneme kitabı “Şairin Gölgeleri” Yasakmeyve Yayınları’ndan, son şiirlerinin yer aldığı kitabı “Ateş ve Pervane” Edebiyat Ortamı Yayınları’ndan çıktı. 2015 yılında kurduğu yayınevi Simmar yayınevinden toplu şiirleri “Yenilmiş Bir Medeniyetin Sesiyle” ve deneme-anı kitabı olan “Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri”ni yayımlamış olan Barut, yeni deneme kitabı Şairin Gölgeleri’nde Yunus Emre’den Dadaloğlu’na, Şeyh Galib’den, Âşık Mahzuni’den geçerek Nâzım Hikmet’e, Memet Fuat’a, Sezai Karakoç’a, Kemal Özer, Haydar Ergülen ve Arif Ay gibi önemli şiir duraklarına uğruyor. Okumaya Devam »

YENİ DEĞİL BU

Hüseyin’e

 

Hüseyinim kardeş yanım

Eğil sana bak ne diyeyim

 

Yeni değil bu kuşların bu cıvıl cıvıl türküsü

Yeni değil üstümüzde ayın

Eski bir gamla eski bir kederle dolanması

Yeni değil gözlerimizi sonsuz bir iyilikle diktiğimiz ufuk

Yeni değil sevinçli güzel haberler ile

Yola çıkmış bize doğru geliyor olan güneş

Okumaya Devam »

DERSİMİN KALIN ABDALI

YA DA BİR DÜNYA ISSIZI BİR DÜNYA YAPAYALNIZI BİR ŞAİRİN

HAYALİ GÖNLÜME DÜŞMÜŞ PORTRESİ

 

Cemal

Cemal: Yüzü devamlı evsizlik

1938 Dersim harekâtı sonrası…

Tüfekli iki er nezaretinde

Ailesi bir kamyona doldurulduğunda altı yaşındadır Cemal.

Yüzü: Bir gecede evinden sokağından yurdundan edilmiş (olmuş) kadar bir anda kimsesiz

Yüzü: Bir daha içeri alınmamacasına evden dışarı atılmış, karanlığa fırlatılmış kadar bir anda dünya ıssızı dünya yapayalnızı.

Yüzü: Soyadının kırık Kürtçesi Okumaya Devam »

KİMSE BENİ DOĞURMADI

KİMSE BENİ DOĞURMADI

 

Ernst Jandl şiiri

 

kimse beni doğurmadı

ama herkes öldürüyor beni

sen öldürüyorsun beni nezaketinle

sen öldürüyorsun beni aşağılamanla

Okumaya Devam »

 Çukurun hafızası: Dadaloğlu

 

 

Dadaloğlu

Avşarların Dadaloğlu Veli

Durdum Binboğa’larda, durdum Kozan’da, Adana’da, Payas’da. Durdum Payas Karbeyazdaki kapısı tahta oymalı koca konağın önünde. Durdum Dadaloğlu Veli’nin hemen arkasında. Kapısı tahta oymalı koca konağın önündeydi, göğsünün derin bir ah’la kalkıp inişini gördüm. Dede Bey’in yakalanmasını gördü gözleri, Adana Köprübaşında gövdesinin yakılmasını duydu kulakları ve başının İstanbul’a yollanmasını içi parça parça hatırladı ve “Dedebey’in ölümünde ağıda (nasıl) durduğunu bir kere daha gördü” bu konağın. Okumaya Devam »

TABUTLARIN ARKASINDA

 

Her insan her ölümde biraz daha az biliyorum

Her üzüntü her yasta daha yarım,

Ne desek her cümle az, her söz eksik

Kelimeler kifayetsiz her acıda tamam

 

Yaranı yarama kapa kardeşim

Umudun azalmış umudumdan al

Sevincin bitmiş sevincimden kat

Başını az  kaldır, şöyle gülümse bir gökyüzüne

Herkes iyi gelebilir en azından bir kişiye

Okumaya Devam »

Bir Müfit ölmüş…

 

Bir  “Arkadaş” yitirilmiş gibi

 

Şair Mehmet Müfit

Üç gün sonra aldım şair Mehmet Müfit’in ölüm haberini. Uzakta gurbette olmak bir dezavantajdır, en çok da ölümlerde, sevdiklerinizin ölümünde. Gecikirsiniz sevince ama en çok da acıya, acılara… Ölüm haberinin acısını değil ama yetişememe geç kalma iç acımı, kederimin içimi ezen ağırlığını ancak, şaire veda yazısında Haydar Ergülen’in de haberi çıkan arkadaşlarının yazılarından öğrendiğini okuyunca hafifletebildim ve bunun bir gurbette olma, uzaklık sorunu olmadığını bunun bir dönem, bir çağ sorunu olduğunu mırıldandım içime. Okumaya Devam »

ŞAİRİN VASİYETİ

Oktay Rifat: “DERGİLERDE KALAN ŞİİRLERİM ARKAMDAN TOPLANMASIN”

Oktay Rifat

Şair Oktay Rifat

Günü geldiğinde şairler ve yazarlar”Gitmek” üzere toplanırlar. Şiirlerini, oyunlarını, yazılarını ölümünden sonra kendileri ile ilgili arkalarında eksik bir şey kalmasın ister ve derli toplu, yanlışsız bir çalışma, bir kitap  için gerekli görürler bu toplanmayı.

Şair, arkasını toplamaya gelecek “o birilerine” güven duymadığı, ya da gereğince özen ve titizlik gösterilmeyeceği korkusu ile kendisi kolları sıvar ve ömrünün son zamanlarını “yapıtının eksiksiz, tam olması için” bu derlenip toparlanmaya ayırır. Okumaya Devam »

KOS ŞİİRLERİ

ali-asker-barut

 

 

 

 

 

Mor Diken Çiçeği

 

Rengi, tavrı, duruşu ile tam Anadolu

Üzerinde en güzel, en yumuşak moru

Vermiş dikenlerini dik bir yamaca Kos ovasında

Dikenini kendine morunu gökyüzüne batırıyor

Okumaya Devam »

ÜZGÜN BİR UÇURTMA

 

Üzgün Bir Uçurtma

                            Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi

                                                                             Ece Ayhan

 

Altı on beş vapuruyla

Çıkartma yapan çocuklar Sirkeci’ye

Her sabah toplu bir yalnızlık halinde

Ayak basarlar Eminönü iskele alanına

Okumaya Devam »

BİR ŞAİRİN BÜYÜK KİMSESİZLİĞİ

YA DA BÜYÜK ŞAİRLERİN ARASINA GÖLGESİ SIZMIŞ

ZARİF BİR ŞAİR PORTRESİ

 

Şair Cahit Zarifoğlu

Şair Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu’nun fotoğrafına bakıyorum; yüzü: Açılışına sadece kuşlar davetli bir sergi.

Gözleri; nasıl insanın içine kadar bakıyor.

Bakışları; bir duvar bulsa gizlenecek, bir ağaç arkası bulsa saklanacak, olsa bir portakalı siper edecek kendine.

Cahit Zarifoğlu’nun fotoğrafına bakıyorum; „ve alnı geniş“

Fotoğrafına bakıyorum; „ellerinin gölgesi“‚ düşmüş yüzüne.

Fotoğrafına bakıyorum; mintanının içi rüzgârlar dolu.

Cahit Zarifoğlu’nun fotoğrafına bakıyorum;  Ağzı kelimeler dolu

Hep bir güneşin sofrasında,

“Suları anlamış dağları sezmiş bakan” bir abdal bir uygarlık şairi.

Cahit Zarifoğlu’nun fotoğrafına bakıyorum yüzü; Yarısı Cemal de diğer yarısı Sezai Karakoç.

Okumaya Devam »

ŞİİRE BAŞLARKEN…

Şiire başlayanlar için yazı…

Şiire başlarken 19 yaşındaydım ve ilerde birgün ünlü bir şair olmaktı dileğim. Bu yüzden aceleciydim, bu yüzden heyecanlıydım ve varılacak menzil için sabırsızdım. Yıllar geçti ünlü bir şair olamadım ama şair oldum.

Şiire başlarken benim gibi şiire başlayanlar vardı ve bu yolu yürürken yolum güzel şairlere uğradı güzel şairlerden geçti, onlardan güzler huylar, güzel duyarlılıklar, güzel bakışlar sindi bana, şiirime, tavrıma. Okumaya Devam »

 USANMAZ BİR ŞAİRİN İNİLTİLERİ

 

Yunus Emre

Yunus Emre: Dost bahçesi Turaç kuşu

Bir ağacın bir büyük gölgesi içinde kapadım gözlerimi ve gölgesi altında büyük hayırlar işlenen büyük bir gökyüzü altına geldim.

Bir ağacın bir büyük gölgesi içinde kapadım gözlerimi:

“Kalpı gitmiş pak olmuş gümüşlenmiş” bir gönül ile gülen bir derviş gördüm.

Bir ağacın bir büyük gölgesi içinde kapadığım gözlerimi bir daha kapadım:

Bir rüyada bir dost bahçesinde  o dost bahçesinin bülbülleri cümle şairler arasındaydım ve bir Turaç kuşuydu arada Yunus. Okumaya Devam »

OĞULLAR İLE BİRLİKTE

Ben  bu kadar yalnız görmedim bu evleri

Gitmişler de geri gelmemişler gibi bir savaştan

Ülkemin bütün güzel oğulları

Okumaya Devam »

Ahmet Kaya

Ahmet Kaya: Şarkıları Paris’e saçıldı

Sıraselviler’de müzik enstrümanlarının satıldığı birkaç müzik dükkanının yan yana sıralandığı bir pasajın giriş katı, o zamanlar (1983-1984’ler) sıklıkla, adı sadece “Ahmet” olan esmer bir besteci-yorumcuyu ağırlar. “Ahmet” ile “Tevfik Işıktimur” iyi iki arkadaştırlar. Bazen fikirleri uyuşmaz, tartışırlar da. Okumaya Devam »

 

Sen bana kardeşim derken

Boynumda kalın bir ip

Ağrısıyla oluyorum

Her yerde ve evimin önünde

Okumaya Devam »

Asaf‘Ça

Yılda birkez de olsa insanın kaldığı yerden bir başka yere, bir başka ülkeye, bir başka şehire gitmesi hayattan teneffüse çıkmak gibidir. Hep olmasa da… Her izin sonrası kendime geldim dense de kendinden gitmektir oysa! Elinizde valiziniz  çıkarken geride yağmurlar içinde alışkanlığınız olmuş küçük bir kent kalır. Okumaya Devam »

Şair Özdemir Asaf

Özdemir Asaf

Kendime “yakın ve yalın”lık ile baktığım ve kendim için bir hatıraları hatırlama defteri saydığım Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri yayımlanalı bir yıldan biraz fazla bir zaman oldu. Piyasa için değil hatırlı, iyi, kadirbilir dostlara, arkadaşlara verilmek üzere basıldı bu anı kitab. Yüzüme kitab için “Çok güzel olmuş” diyenler de oldu, kitabı, kendi kitabının kardeşi ilan edenler de…

Ama işte… Sıra iki satırla kitabdan söz etmeye gelince… “dil de lâl, kalem de kör” Mü?

Okumaya Devam »

MEYVELER ŞİİRİ

 

Nar der ki

Kırık bir nardım

Avuçlarında

Tane tane oldum

Tane tane

Döküldüm

Kırıklarımdan

Kara

Okumaya Devam »

EY ŞEHİR EY!

Ey şehir ey! Şimdi küskün ve yaralısın

Üzülüyorsun, bağrın, içine saplı bir alçağın bıçağıyla dağlı diye

Üzülüyorsun, o bıçağı özkardeşin de onunla tuttu diye

Ve kandı diye kulaklar fısıldanan ilk yalan muştuya

Omuzunda oğlunun soğuk tabutunu götüren baba

Küçük, kederli bir kelebek olarak bir yaz gökyüzüne

Kalbinde bir uğultu bir hışırtı ah bir siyah sesle

Senin ellerin bağlı benim ellerim bağlı

Dostlar bir olmuş alkışlıyorlar arkanda,

Alkışlıyorlar zalimlerin zulüm zamanını Okumaya Devam »

 Güneşin Üşüdüğü Yer

Soldan sağa: Ali Asker Barut, Erdal Alova, Turgay Fişekçi

Soldan sağa: Ali Asker Barut, Erdal Alova, Turgay Fişekçi

Artık uykum bir kuşunki kadar hafif. Oğlumun öksürükten boğulur gibi olduğu geceler kaç kez sabahladım. Hâlâ bazı geceler, korka korka yatağına yaklaşıyorum, nefes alıyor mu diye. O kabus günleri gözümün önüne geldikçe, tüylerim diken diken oluyor; kollarımın arasında, oğlumun küçücük gövdesi sopsoğuktu. Bacakları, elleri halka halka morluklarla doluydu. Yüreğim hızlı hızlı atıyor, gövdem dal gibi titriyordu korkudan. Oğluma bir şeyler oluyordu. Karımın ağlayarak attığı o günkü çığlığı unutamam hiç! “Andaç! Andaç! Oğlum! Ali, Andaç nefes alamıyor.”

Okumaya Devam »

 

Memet Fuat Fotoğraf: Mahmut Turgut

Memet Fuat
Fotoğraf: Mahmut Turgut

Her iyi şair aynı zamanda şiir nasıl yazılır üzerine bir yol, bir değerli tecrübedir geriden gelenler, genç şairler için. Bazı şairler şiir ile yetinmeyip Şiir Nasıl Yazılır üzerine ciddi ciddi kafa yorarak tecrübeleri üzerinden yol tarif eden kitablar yazdılar. Mayakovski’nın mesela bu isimli bir kitabı vardır Türkçede yıllardır okunan. Eline bu kitabı almamış şair yoktur Türkiye’de. Bizde ise bu konuyu kendine derd etmiş yazar ve şairler de vardır. Salâh Birsel ve onun Şiirin İlkeleri kitabı ile değerli denemeci ve eleştirmen Memet Fuat’ın Yaşlı Bir Şaire Mektuplar kitabı şiirin yol haritası olarak okunacak kitablardan hemen ilk aklıma gelenlerden. Şiir Nedir ve Nasıl Yazılır kitabı ile Veysel Çolak da bu konuya kafa yoran şairler arasına yazdırır sonradan adını. Okumaya Devam »

 

YA DA BİR ŞİİRİN PEŞİNDE

ŞAİRLİK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

 

Karacaoğlan

Karacaoğlan

“Su akar çatlağını bulur” misali takıldım bir şiirin içime düşen sesinin peşine. O çok bilinen ve büyük beğeniyle okunan “Anadolu” şiirinde ciğer söken bir tarz ile bir sesle “Anadoluyum ben” der ya Ahmed Arif, işte o Anadolu’nun gerçek, lirik sesidir Karacaoğlan. Arkasından  ah çektiği kızlar, gelinler,  ille de Elifi, göç yolları, ayrılıklar, arkada kalanlar, yaşanan acılar, bozulmuş bozulan kıl çadırlar, koç yiğitlerle kurulan kavgalar, yenilgiler, dağılan obaların ağıdı ortasında Anadolu’nun inanç ve iç burkan iç yakan aşk dünyasının gerçek sesi gerçek ağıdıdır da Karacaoğlan. Bundan gözyaşlarının mürrekkebi ile yazılıdır şiiri.

Okumaya Devam »

ŞİİRİN TERAZİSİ

Akatalpa sayı 197

Akatalpa sayı 197

 

ŞİİRİN TERAZİSİ

 

Şiirin bir gün kurulur

Arkamızdan terazisi

 

İyi şair olduk mu dünyada

İyi insan olmak gibi

İyi insan olduksa dünyada

İyi şair de olduk demektir amenna

Okumaya Devam »

 

Şair-yazar Ali Asker Barut

Ali Asker Barut. Fotoğraf: Eser Barut

 

https://www.youtube.com/channel/UCpPH7kfGOt_-IHsxi0SMwKg

 

ali asker barut

Ali Asker Barut

Sırtımızı Şairler Bahçesi’ne (Dichtergarten) verip Münih’te, eski devlet adamları, büyük eski askerler, güçlü yasa koyucular, hukukçular, büyük para ve imtiyaz sahiplerinin eskiden ayak seslerinin, kudretlerinin gür yankılandığı, devlet ve iktidarın soğuk rüzgârının insanın içini gücüyle üşüttüğü sokaklarını, büyük taş duvarlar ile çevrili büyük şaşalı mermer yapılarının gölgeler içindeki ve rüzgâr fısıltıları ile dolu avlularına mermer merdivenlerden girip sonra o merdivenlerden indiğimiz tiyatrocular sokağına açılan bir taşlığa bir çabuk atılan bakışla arkamızda terkederek Bavyera krallarının ellerinde kılıç, ciddi ve soğuk heykelleri arasındaki ağaçlı yoldan girdiğimiz Marienplatz’da önümüze çıkan bir bina ve önündeki afiş durdurdu bizi.

oyuncak müzesi

Afişin üzerinde  Spielzeug Museum (Oyuncak Müzesi)  yazıyor.

 

 

Okumaya Devam »

 

Aşık Mahzuni Şerif

Aşık Mahzuni Şerif

İçimdeki gürültülerle daha fazla ayakta kalamayacağımı anladım oturdum toprağa, ve yıllar yıllar öncesi dedemin yaptığı gibi elimde Şeyh Galib kitabı, sırtımı verdim bir büyük taşa ordan bir güç bir medet umarak.

Gözlerim bugüne açıkken içim geçmiş ile dün ile geçmiş ve dünün gürültüleri ile dopdolu. Sırtımı verdiğim taşın soğukluğu serin serin kanımın içinde dolaşır iken büyük bir iç ürpertisinin ardından içimdeki gürültüler dindi ve 1976’da 12 yaşındaki çocukluk sesimi beni çağırırken duydum. Döndüm o sese döndüm o yüze döndüm o yıllara…

Okumaya Devam »

GEÇTİLER GECE ATLAR

 

Geçtiler gece geçtiler geç genç atlar

Rüzgârda köpürmüş al yeleli al atlar

Gözleri büyük yüzleri uzun kederli atlar

Karlardan indiler Munzurlara

 

Geçtiler gece geçtiler geç genç atlar

Karanlıkta akan aydınlık yıldızlarla Okumaya Devam »

Hüseyin Alemdar/

 

Sesi ve Kokusu “Kalın Abdal” Dersim Olan Cemal Süreya

 

Şair Hüseyin Alemdar

Şair Hüseyi Alemdar                                 Fotoğraf:AliAskerBarut                                                           

Şairlerin akrabalığı ilk şiirlere, ilk kitaplara dayanır. İlk şiirler, ilk kitaplar birer heves ve nefestir; genç kalmanın büyüsünü poetik söylem şairde sürdürür. Rilke’nin “Gençken yazılan dizelerin değeri nedir ki!” paradoksal sözü bu anlamda şair ve şiire alınlık olsa gerek. Sevinç ve hüzün dahil birçok oluş ve edimden yaşıtım sayılan Ali Asker Barut’la akrabalığımız Rüzgârla Dolu’ya ve 80’lerin başlarındaki kaotik Türkiye tarihine dayanır. Okumaya Devam »

 

Haydar (Pirsultan)

Pirsultan Abdal

“Pirsultan yaşıyor mu oğlum” sorusuyla annem ile göz göze kaldık, yıl 1979’da okuldan derslerden sersem dönmüş eve girerken. Ani sorusuyla afalladığımı, suratımın karmakarışıklığından ne diyeceğimi bilemezliğimden anlayan annem, sorusunu biraz da çaresiz tekrarladı: “Pirsultan yaşıyor mu oğlum”

Her şiiri ve her dizesinde büyük Ali sevgisi, Ali’yi dilinden gönlünden düşürmeyişi ile bütün ehlibeytseverlerin kalblerinin ebedi dostluğunu kazanmış bu büyük “Ali dostunu”, evlerde cemlerde pîrlerden rayberlerden duyduğu “şah şah şah” diye şiirlerini bitiren bu büyük şairin yaşadığına içinden kendini o kadar inandırmış olacak ki annem, “Anne o yaşamıyor. 16. Yüzyılda yaşamış, sonra Sivas’ta Hızır Paşa adlı bir Paşa tarafında astırılmış” dememe inanmadı, “Ama” dedi, “Hergün radyoda türküleri çalınıyor?!” Okumaya Devam »

 

 

Şair Behçet Necatigil

Behçet Necatigil

Behçet Necatigil, 28 Temmuz 1970’de Yeni Gazete’de kendisiyle yapılan bir söyleşide can acıtıcı, can acıtıcı olduğu kadar da biraz bir çekingen bir cümle kurar. Der ki: “Geşmişin büyüklüğünü savunuyorum. İlle de bunları konuşmalarla tahkim mi edeyim. Kendi anadilimden kopmuşluğa, yabancılaşmaya bir tepkidir bu.” Aslında hem üniversitede bir hoca olarak hem şair olarak kurduğu yoğun hüzünlü bir cümle, bana çekingen gelmesindeki sebeb, ağzından çıktığı haliyle kalması, yani ne önceden bu cümle için bir hazırlık vardır ne de sonradan gelen cümlenin ileri sürdüğü bu düşünceyle bir bağlantısı. Okumaya Devam »

KADIN İLE KARS

 

Beyaz bir dalgınlık olarak yağıyor kar Karsa

Kar yağarken şiir oluyor Kadın ile Kars

Kar aydınlığında kalmış bir Kars

Beyaz beyaz dökülür

Çardakta susmuş duran

Kadının Kars siyahı gözlerine

O vakit kadının gözleri

Karsın da gözleri olur Okumaya Devam »

 

 

Şeyh en Nemr: Bir asılmış bir mağlub

Şeyh en Nemr: Bir asılmış bir mağlub

Uzak bir coğrafyanın çok uzak bir kentinde başı kesilerek öldürülen birinin ölümü, dilini bilmememe, yüzünü tanımamama, sesini işitmememe rağmen neden bu kadar tanıdık, bu kadar yakın düştü bana, neden içimi sarstı, ölümü, ruhumu, yakın bir arkadaşını, bir kalb dostunu, bir yol heveskârı rayberini, bir yol erbabı güzel yüzlü pîrîni kaybetmişim gibi neden büyük bir yalnızlığın, büyük bir ıssızlığın ortasında yankılarla bıraktı bu gökkatının altında?

Okumaya Devam »

Kendi Gökkuşağımız

Şair hayatın üstünde en gizli bir hayal için çalışır.

Peki şair “en gizli bir hayal için çalışırken” geleceğe kalmak derdi ile mi yazar. Başka zamanlarda, başka dönemlerde de anılmak, hatırlanmak, bir şiiri bir dizesi ile gelecekte de yaşamak için mi yazar? Böyle midir bu? Geleceğe bir ad olarak kalmak, geleceğe bir hayal olarak kalmak: Bu büyük bir iddia, bu büyük bir hayal!

Okumaya Devam »

 

Ali Asker Barut

Ali Asker Barut. Fotoğraf: Eser Barut

Bir çocuk bile bilir savaşın ne kadar kötü, ne kadar yıkıcı ve felaket bir şey olduğunu. Barışınsa insan eliyle yapılan kötülüklerin, kıyıcılığın, yıkıcılığın ve yaşatılan felaketlerin sonucunda verilen bir ara olduğunu bilir sevgili ölülerinin ağıtlarını dün de bugün de sessizce yakanlar. Okumaya Devam »

Behçet Necatigil

Necatigil

Hem hayatta hem şiirde geldi yaşımız kemâle erdi. Yaş kemâle erince tecrübelerinizi hem etrafınızdaki şiir meraklıları, çırakları merak eder hem siz topladığınız, edindiğiniz tecrübelerinizi paylaşmak istersiniz geriden gelen daha gençlerle daha az tecrübelilerle. Şiirlerinizin yayımlanıyor oluşu, bir iki derginin kapılarının size açık oluşu bu imkanları henüz yakalamamış ya da yeni yeni yakalamak üzere olanlarla aranızda bir usta-çırak ilişkisine zemin hazırlar. Oysa yolun sonundaki ile yolun başındaki şairin derdi aynı güzel derddir: Güzel şiir!. Okumaya Devam »

Elim Galib’in şiiriyle “asıl” kitaba dokundu, gözüm Galib’in şiiri ile gördü açıldı asıl şükür, ağzım Galib’in kelimeleriyle doldu, dilim o kelimeleri söyledi, söyledikçe söylemenin “asıl” lezzetine vardı da bu budala gönlüm onun gamıyla derdiyle gamderd oldu.

Nenem, pîrlerin, içinde imam Hasan adı geçen, içinde imam Hüseyin adı geçen, Ali adı Hızır adı geçen çalıp söyledikleri sözlere “Beyid” söylüyor diyerek, elinde varsa bir işi bırakır gönlü ve vücudu o beyid saygısıyla bir bütün bir büyük saygılı tavır içine girer, ruhta bir buluşma bir kavuşmadan ziyade “uzun kalb yolculuğunda” bir yitiriş bir kaybetmenin iç yakan büyük ağıdı olarak dinlerdi beyidi. Okumaya Devam »

Aylan Kurdî

AYLAN KURDÎ

Kobenili Aylan Kurdi

Derin bir kederle uyandı sabah Tanrı

Denizin önünde en temiz rüyanın kapısında

Uyumuş kalmış en masumumuzu gördü

Dolu yıldız bir gökyüzü şefkatle doldu çocuğa

  Okumaya Devam »

aliaskerbarut

Ali Asker Barut

Yaratılan büyük bir „nefret zemini“ üzerindeyiz ülkece.

Herkes o „nefret zemini“ üzerinde vicdanını susturmuş,

sadece çalınan savaş tamtamlarına kabartıyor kulaklarını.

Kızgın akıl, tehdit ediyor herkesi „Ya bu taraftansın ya

karşı taraftan“ diyor.

Acının dilini kullanan öfkeli akıl, „Hep şehid olmayı istemişimdir“ diyor.

Sorgulayıcı akıl , „Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi

‘sonuna kadar savaş’ diyor“ diyor.

Acılı vicdan cenaze töreninde “kendi kardeşimi gönderdim,

cesedini alıyorum.

Cumhurbaşkanı bunu bilsin. Ben bunu bu yaşa getirene kadar

ne çektim biliyor mu?“ diyor.

Çaresiz vicdan, „Artık yeter! Artık kan dursun Allahım, cenaze

gelmesin bu evlerimize“ diyor,

yalvarıyor bütün bir çaresizliğiyle. Okumaya Devam »

BAŞIMIZ SAĞOLSUN!

 Külün ve acının diliydik Her söz değiyordu, deşiyordu Derinlerde kalın bir kabuk altında Kalan, el değmemiş eski bir yarayı Hırsla çakan bir şimşekle Bir ağacın ortadan ikiye çatlaması gibi Virane olmuş hanelerimizde bir zaman Bizden yankılanan ahlarla gittik

BÜYÜK BİR HÜZNÜN ORTASINDA BÜYÜK BİR ACININ İÇİNDE: Şanlıurfa’nın Suruç İlçesi’ndeki Amara Kültür Merkezi önünde meydana getirtilen patlamada 31 gencimiz, oğullarımız kızlarımız hayatlarını kaybetti. Başımız sağolsun! Büyük bir hüznün ortasında büyük bir acının içinde simsiyah bir yasla duruyor susuyorum artık!

 Bu bayrağın altında gençlerimizin taşıdığı umut, bu bayrağın altında barış, bu bayrağın altında boyama kitapları, bu bayrağın altında Kobanili çocuklarımıza götürülen oyuncaklar ve kaybettiğimiz gençlerimiz ve evlatlarımızın başka ellere uzatılan elleri, iyi niyetleri ve iyilik dolu kalpleri var.

Bu bayrağın altında gençlerimizin taşıdığı umut, bu bayrağın altında barış duyguları, bu bayrağın altında boyama kitapları, bu bayrağın altında Kobanili çocuklarımıza götürülen oyun ve oyuncakları ve kaybettiğimiz gençlerimizin, evlatlarımızın elleri, iyi niyetleri ve iyilik dolu kalpleri var.

Külün ve acının diliydik

Her söz değiyordu, deşiyordu

Derinlerde kalın bir kabuk altında

Kalan, el değmemiş eski bir yarayı Okumaya Devam »

Soldan: Adil İzci, Ali Asker Barut, Haydar Ergülen, Nazmi Ağıl. Fotoğraf: Eser Barut

Soldan: Adil İzci, Ali Asker Barut, Haydar Ergülen, Nazmi Ağıl. Foto: Eser Barut

Ailemizin en güzel amcasını, en yakışıklı gencini damat verdiğimiz yıllardan sonra Eskişehir bizim için artık bir evdi, en azından bir amca demekti de, o amcanın bayramlardan bayramlara bize attığı tebrik kartları, o tebrik kartlarında uzak bir şehirde oturan güzel gülümseyen rahat insanlara akrabaları gözüyle bakan bir çocukluk demekti. Okumaya Devam »

Memet Abi’nin sesi

Eleştirmen Memet Fuat

Şairlerin Memet Abisi

“19 Aralık 2002 Memet Fuat’ın öldüğü tarih” diye bir cümle döküldü durup dururken dudaklarımdan. Kendimi biraz daha yalnız biraz daha fazla “iki akıntı arasında” hissettim bu içimden gelen ansızın cümleyle.

Yaş da geldi yaşlılığa erdi ya, herkese her şeye bir veda gözüyle bakıyorum artık. Okumaya Devam »

Onurlarıyla, cesaretleriyle, iyi ahlaklarıyla

Erdal Eren

12 Eylül’de daha 17 yaşında ipe çekilmesine ses çıkartamadığımız hepimiz adına asılan oğlumuz Erdal Eren. Onun boynuna geçirilen yağlı iple kırık hepimizin boynu.

Sadece kendileri için değil, sadece kendi annelerinin, babalarının değil ve diğer annelerin ve diğer babaların ve onların evlatlarının da daha uygar daha yaşanılası bir dünyada iyi, insanca bir hayat sürmeleri rüyasıyla gencecik ömürlerini çoka sayarak kötü büyüklere karşı direnmiş iyi ölülerimiz, güzel yüzlü çocuklar, güzel kardeşlerimiz, güzel ağabeylerimiz: Okumaya Devam »

Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri çıktı

Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri

Simmar Yayınevi Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri’ni yayımladı

1980 sonrası şiirin tanınmış şairlerinden 1964 doğumlu Ali Asker Barut, 10 yıl aradan sonra yayımladığı “Yenilmiş Bir Medeniyetin Sesiyle/Toplu Şiirler” kitabından sonra büyük bölümü Gösteri, Kitap-lık ve Sözcükler adlı edebiyat dergilerinde yayımlanmış yazılardan oluşan “Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri”ni yayımladı. Simmar Yayınevi tarafından basılan kitabı şair Ali Asker Barut, “Artık hayal üretmeyen bir şehrin şiirinin şairlerle tutulmuş günlüğü” olarak değerlendiriyor. Okumaya Devam »

Bağışla Bizi Ahmet!

2 Haziran 2013.

Ali İsmail Korkmaz

Ali İsmail Korkmaz

Ali İsmail. 19 yaşında bir genç, bir kuzu daha. Bir kardeş, bir oğul, bir sevgili yaşında. Eskişehir’de 2013’te Taksim Gezi Parkı protestosunda içleri büyük bir öfkeyle dolu polisler tarafından arka sokaklara doğru nefes nefese kovalandı, kovalandı, kovalandı.

Okumaya Devam »