Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Serbest yazılar,’

 

Kimse ile kavga etmeden kimse ile küsmeden

Sadece kendi şiirini çalışmış bir şair

 

Refik Durbaş: Şiirin namuslu bir yüreği

1984’te Abdülkadir Bulut’un cesaretlendirmesi ile koltuğumda şiir dolu bir dosya ile girdiğim Boyacı Ahmet Sokağı’ndaki Yeni Türkü Şiir Yayınları’ndan başlayarak, Cağaloğlu  yokuşu, Cumhuriyet Gazetesi, Etap’taki kitap fuarları, yayınevleri derken aslında ne çok karşılaşmışım Refik Durbaş ile. Ne çok bakmışız, ne çok konuşmamış ama hep sevgiyle hep anlayarak ve severek ne çok geçmişiz yan yana birbirimizi. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri

“Artık hayal üretmeyen” bir şehrin şiirinin şairlerle tutulmuş günlüğü

Şair-yazar  Ali Asker Barut’un Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri adlı anı ve yazılardan oluşan kitabı Edebiyat Ortamı Yayınları’ndan çıktı. Birinci basımı 2015 yılında Frankfurt kentinde Simmar Yayınevi tarafından sınırlı sayıda yapılan kitabın genişletilmiş ikinci baskısı 2018 yılında yapılarak tekrar okurla buluşturuldu.

Şair Arif Ay yönetimindeki Edebiyat Ortamı Yayınları tarafından basılan kitap “Artık hayal üretmeyen bir şehrin şiirinin şairlerle tutulmuş günlüğü” olarak değerlendiriliyor.

 

 

 

(daha&helliip;)

Read Full Post »

YA DA AH Kİ “BU TAHTAYA O KARA SAKAL YAKIŞMIYOR”

 

                                                          İlhami Çiçek için ağır bir ağıt

                                                         Göğe ekilen bütün gencölenlere

 

İlhami Çiçek:  Bir gamevinden çıkıp bir şiir bahçesine yürüdü

Bazı ölümlere, gencölmelere dili dönmez insanın. Bazı ölümler karşısında bütün büyük büyük kelimeler kifayetsiz kalır! Gökyüzü de yeryüzü de ikisi arasında bir büyük yalnızlıkla bir büyük çığlık olarak kopan insan da lâl olur bu erken, bu gencölmelerle. Bazı ölümler ki… Ah! Öyle çok erkendir ki…

Öldüğünde kırk iki yaşında olan oğlu Şeyh Gâlib’i kolları arasına alarak bir tahtaya, teneşire babası Mustafa Reşîd Efendi’nin uzatırken dediği gibidir:  “Ah oğul, bu tahtaya o kara sakal yakışmıyor!” Ölüm en çok bir genç insanda yadırganır, en çok bir gencin yüzüne yakışmaz ölüm. O kadar gençtir ki o kadar hayatının daha başında, o kadar daha baharındadır ki yadırganır o ölüm o gençliğe, o genç yüze.

Erken ölen genç giden bir şair ise arkasından kopan bir büyük “Ah”tır,  arkasından bir büyük “Ah”tır dünyaya bize kalan şiirleri! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Şair Özdemir Asaf

Özdemir Asaf

Kendime “yakın ve yalın”lık ile baktığım ve kendim için bir hatıraları hatırlama defteri saydığım Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri yayımlanalı bir yıldan biraz fazla bir zaman oldu. Piyasa için değil hatırlı, iyi, kadirbilir dostlara, arkadaşlara verilmek üzere basıldı bu anı kitab. Yüzüme kitab için “Çok güzel olmuş” diyenler de oldu, kitabı, kendi kitabının kardeşi ilan edenler de…

Ama işte… Sıra iki satırla kitabdan söz etmeye gelince… “dil de lâl, kalem de kör” Mü?

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

YA DA BİR ŞİİRİN PEŞİNDE

ŞAİRLİK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

 

Karacaoğlan

Karacaoğlan

“Su akar çatlağını bulur” misali takıldım bir şiirin içime düşen sesinin peşine. O çok bilinen ve büyük beğeniyle okunan “Anadolu” şiirinde ciğer söken bir tarz ile bir sesle “Anadoluyum ben” der ya Ahmed Arif, işte o Anadolu’nun gerçek, lirik sesidir Karacaoğlan. Arkasından  ah çektiği kızlar, gelinler,  ille de Elifi, göç yolları, ayrılıklar, arkada kalanlar, yaşanan acılar, bozulmuş bozulan kıl çadırlar, koç yiğitlerle kurulan kavgalar, yenilgiler, dağılan obaların ağıdı ortasında Anadolu’nun inanç ve iç burkan iç yakan aşk dünyasının gerçek sesi gerçek ağıdıdır da Karacaoğlan. Bundan gözyaşlarının mürrekkebi ile yazılıdır şiiri.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

ali asker barut

Ali Asker Barut

Sırtımızı Şairler Bahçesi’ne (Dichtergarten) verip Münih’te, eski devlet adamları, büyük eski askerler, güçlü yasa koyucular, hukukçular, büyük para ve imtiyaz sahiplerinin eskiden ayak seslerinin, kudretlerinin gür yankılandığı, devlet ve iktidarın soğuk rüzgârının insanın içini gücüyle üşüttüğü sokaklarını, büyük taş duvarlar ile çevrili büyük şaşalı mermer yapılarının gölgeler içindeki ve rüzgâr fısıltıları ile dolu avlularına mermer merdivenlerden girip sonra o merdivenlerden indiğimiz tiyatrocular sokağına açılan bir taşlığa bir çabuk atılan bakışla arkamızda terkederek Bavyera krallarının ellerinde kılıç, ciddi ve soğuk heykelleri arasındaki ağaçlı yoldan girdiğimiz Marienplatz’da önümüze çıkan bir bina ve önündeki afiş durdurdu bizi.

oyuncak müzesi

Afişin üzerinde  Spielzeug Museum (Oyuncak Müzesi)  yazıyor.

 

 

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

Haydar (Pirsultan)

Pirsultan Abdal

“Pirsultan yaşıyor mu oğlum” sorusuyla annem ile göz göze kaldık, yıl 1979’da okuldan derslerden sersem dönmüş eve girerken. Ani sorusuyla afalladığımı, suratımın karmakarışıklığından ne diyeceğimi bilemezliğimden anlayan annem, sorusunu biraz da çaresiz tekrarladı: “Pirsultan yaşıyor mu oğlum”

Her şiiri ve her dizesinde büyük Ali sevgisi, Ali’yi dilinden gönlünden düşürmeyişi ile bütün ehlibeytseverlerin kalblerinin ebedi dostluğunu kazanmış bu büyük “Ali dostunu”, evlerde cemlerde pîrlerden rayberlerden duyduğu “şah şah şah” diye şiirlerini bitiren bu büyük şairin yaşadığına içinden kendini o kadar inandırmış olacak ki annem, “Anne o yaşamıyor. 16. Yüzyılda yaşamış, sonra Sivas’ta Hızır Paşa adlı bir Paşa tarafında astırılmış” dememe inanmadı, “Ama” dedi, “Hergün radyoda türküleri çalınıyor?!” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »